Zengin Olmak

Hepinize merhaba. En son festivalimizde Levent Bey, geçen sene de olduğu gibi bu sene “yazılarımı severek okuduğunu” söyledi. Ne mutlu bana ki insanlara ulaşması, onlara dokunması bana yeterli zaten. 

Bu gün size zengin olmaktan ve bendeki anlamından bahsetmek istiyorum. Ama öncesinde güzel bir alt hazırlayıp, sonra üstüne kremşanti yapmak amacıyla biraz da tekrar kazanmamız gereken değerlerden de bahsedeceğim. Çünkü bizi zengin yapan insan biriktirmektir ve şu aralar insanlar kendinden başka kimseye önem vermiyor….

Bu Anadolu funk albümünün çıkışının niyeti de bende buydu işte. Tüm Türkiye bi mahalle işte. Kocaman bir mahalle. Bunu sadece milli maçlarda ve çeşitli olaylara baş kaldırdığımızda ya da yangınları beraber söndürürken hissetmekten daha üst bir farkındalığa erişme yolculuğuna doğru ilerliyoruz. Tabi bu farkındalığı kazanma sürecinde de adak veriyoruz dönüşüm için. Dünya’nın dengesizliği sadece küresel ısınma ya da suların kirlenmesi vs sebeplerden değil. Aynı zamanda üzerinde yaşayan milyarlarca insanın da nasıl bir dengede ve büyük toplumların ruh hallerinin kötü olması da Dünya’yı çok üzüyor. Toplu bir negatif bilgi birikimini borç olarak veresiye yazdırmıştık bninlerce yıldır. Artık bakkal amca isyan etti diyebiliriz. İşin suyu çıktı iyice.Aynı içi kirli suyla dolu sünger gibi. Artık daha fazla dayanamıyor gezegen ve savunmaya geçiyor. 

Bunun nedeni gezegende yaşayan insanların da hayata karşı tutumu aslında. Kendi ülkemizi ele alacak olursak, uzun zamandır renkli giyinen insanlara çok az rastlıyorum. Eskiden köylüler kızgın olunca (bu bir örnek bu arada tam net hatırlamıyorum. Ama konuyu açıklayıcı bir unsur olacak şu anda ) yazmalarına biber koyarlarmış. Ne bileyim evli olurlarsa başka bir örtü takarlarmış başlarına. Yani kıyafet ve ne giydiğin de bir ifade biçimi aslında. İster istemez “ruh halini” giyen insanlarla dolu etraf (özellikle istanbulda) Ve bunu rahatlıkla fark edebiliyorsunuz. Ha siyah ya da gri seven insanlar vardır o başka. Ama bana kalırsa ona (insanlara) ne giyeceğinden ne yiyeceğine kadar, kişinin “kendisinin karar verdiğini” düşündürten özgürlük hapsi içinde taklalar atan insan toplulukları var. “Özgürüm ben” simülasyonu içinde her şeyinin kontrol edildiği, ve sistem için çalışıp , sisteme para harcayıp, üretimden uzaklaşan insanlar. Aheyyyy aheyyyy aheyy ! Ya ben bu zamana kadar nasıl yaşamışım ya ? Herşeye gereksiz paralar ödüyoruz. Kadıköyde 60 lira , eminönünde 20 lira nasıl olabilir bir çanta ? Ya bez çanta ya allah aşkına ! Kur farkından  ne kadar etkilenebilir bez çanta 🙂 “Eminönündeki kalabalığı ve kaotik enerjiyi çekemem ben ayol” farkını da koymuşlar ya içine ….  Ne güzel …..

Minnacık raflara mobilyalara onlar nasıl paralar anam , aylarca ödüyorlar sonra. Valla eve de raf  yapılır be ya. Şu interneti boş işler için kullanıyoruz.Valla ne ararsan var gerçekten. Eskiden interneti doğru kullanmakla ilgili öğütler ve dersler alırdık okullarda. Şuan iş kontrolden çıktı. Aman Allahım, hele o çocuklar…. Susturmak için telefon vermek eline … E yapma çocuğu Dünya sana minnet duyardı. Kardeşim canım diye bağrına basıp, sana verdiği oksijene suya selam vereceğine, daha fazla plastik harcayacak ve hayatının 20 yılında sürekli tüketerek Dünya’yı ve kendini tamamıyla anlamak ve bulmakla geçecek bir organizmayı Gezegene doğurmak gibi bir zorunluluğun yok. O 20 senede de bir insanın Dünya’ya vereceği zararı hayal edemezsiniz…. Aklınıza hayalinize sığmaz açın internetten bakın…

Sorun yok yapmasan da olur. Bir sürü çocuk var öksüz ve yetim kalmış. Hepimiz gezegenin evlatları değil miyiz ? Hepimiz gardeşizzzz…. Bu kavga ne diyeee… O da sen,n. Çocuğun olabilir. Zaten öyleydi belki de….

Geçen kendi kendime müthiş monologlarımdan birindeyim. Manyağım ben gerçekten. Yani duşta kendi kendime Ted x yapıyorum. Tedx “duşakabin” versiyonu. İçerde çok güzel de reverb(echo) var ohhh. 4000 KİŞİYE ANLATIYORUM SANKİ !  

Şunu söylüyordum o insanlara “Bu gün Dünya için ne yaptın?” 

Sorulardan kaçarak “mutlak yok oluşumuzu” ve “su için birbirimizin üzerine çıkacağımız” o zamanları erteleyemezsin. Bu bir simülasyon değil ( belki de öyledir, her ikisi de olur bana fark etmez) yaşananları ancak “inanarak” birlikte değiştirebileceğimizi ve kalbindeki gücü ne zaman fark edeceksin ? Tek başına sen…. Yüreğinde Dünya’nın tüm dağlarını, denizlerini, ağaçlarını ve hayvanlarını, tüm canları barındırdığını ne zaman anlayacaksın ? Sen herşeysin , herşey de sen. Bu felsefe olamaz arkadaşlar. Kalbine bakan bunu bulur. Aslında kelimelerle anlatmaya çalıştığımız bu farkındalığı, kelimelerle ifade edilemeyecek anlarda hissettik. Size kelimelere sıkıştırılmış bir özgürlük alanında anlatmaya çalıştığım kadarı bu sadece. Bu trailer. Dahasını istiyorsan oturacan gözünü kapatacan, içerde neler dönüyor bir bakacaksın. Sonra anlayacaksın ki hepimiz ordayız, orda ruhani bir parti var. Herşeyin güzel olduğu , ışığın olduğu. İnanmak istemeyebilirsin, o an geldiğinde korkan arkadaşlarım da var. Vücuduna giren akımı hissedip bu işten vazgeçen ve yaşadıklarına anlam veremeyen tanıdıklarım oldu. Hani kendini küçük bir kuş zanneden bir Fil gibi herkes. Yani istediği şeyleri , isteyerek değiştirebileceğini farkında değiller. Başına gelmesini istemediği şeyleri , var ya kesin böyle böyle olacak diyerek çağırıyorlar, ama iyiliği çağırmaya davet ettiğimizde biz niye “Polyana” oluyoruz dayıoğlu ? Anlam veremeyip saldığım konulardandır. Gelen varsa anlatırım. Yoksa gereksiz efor sarf edemem. Çünkü Usta olmak enerjiyi doğru kullanmaktır. Yerinde ve zamanında …. 

Şimdi baştan bi akıcam demiştim tamamım ben bi rahatladım. Biliyorum rüzgar beni nereye götürürse oraya gidiyorum. Ama bazen siz de hisseder misiniz ? Yaz akşamlarında çok güzel eser rüzgar. Ve gözünüzü kapatıp kendinizi ana bırakırsanız rüzgarın başından beri sizi okşadığını ve çok sevdiğini hissedersiniz. Ama o kadar çok sever ki… Siz onun sizi sevdiğini ne kadar kalbinizde hissederseniz sizi o kadar çok sever. Doğa gerçekten koşulsuz sevgi içerir. Ve bu beni duygulandırır. Ne olursan ol seni sever. Hep sever. Çok sever. Rüzgarla tanışmayan varsa aramızda, Dünya’ya olan yüce bağını derinleştirmeye niyetli arkadaşlara, Rüzgarın kardeşimiz olduğunu en kısa sürede kalpten hissetmesini tavsiye ederim. “Sevmeyi de doğadan öğrenebiliriz her şey gibi aslında … vua ..buaa… zuhaağ..” diye bir varsayımla ordan kaptırıp gidiverirsiniz gari. 

Neyse zamanında bir rüya görmüştüm. Assasin Creed’ deki brotherhood daki bir kocaman kale vardı. Hatta köprüsü vardı kaleye giden. Böyle bir şehir meydanı gibiydi orası. Bilenler bilir işte kalenin surlarında yaşayan bir evsizdim ben. Evim yoktu ama çadırda yaşıyordum. Ateşim yanıyordu küçük küçük. Oraya nasıl çıktık hiç bilmiyorum. Ama kale surunun arasındaki boşluklar çok geniş ve aralarda küçük çadırlar atabilmişiz öyle düşünün. Neyse elimden geleni yaptım anlatabilmek için. Özetle şehrin tam ortasında kimsenin kafasını kaldırıp bakmadığı bir kuytu bulmuşuz kale surlarında ve orda yaşıyoruz. 

Küçüklüğümden beri de hep “şu kadar yerim olsun bana yeter” bu kadarı yeter kafasındaydım. Hani 9 yaşındayken de hayalim küçükük bir kutunun içinde yaşamaktı. Yani yeterli kadarı bana yetiyordu. 

Heralde onun verdiği bir bilinçaltı. Bu  da benim rüyama yorumum. Devam ediyorum.

İşin ilginç kısmı “bir sürü altınımız vardı” mücevherler takılar…. Hani çizgi filmlerde altın ağırlıklı içinde mücevherlerin renk renk olduğu o altın yığınını hayal edin. İşte ondan vardı bizde. Ahaha. Ama fakiriz. 

Sonra bu altınları paylaşmaya karar verdik, ve surlardan aşağı atmaya başladık. Ve o yolda yürüyen insanlar altınların nerden geldiğini anlamamışlardı çünkü yüksekteydik (2 kat yukarıdayız gibi) ama bir yandan da çok sevinmişlerdi. Resmen tüm altınları aşağı atıp insanlarla paylaşma derdindeydik. 

Ve birden gardiyanlar geldi ve kim atıyor bu altınları diye bağırarak uzaktan gelmeye başladılar, ve biz de surların arkasına doğru yaslandık ki bizi görmesinler… Neyse rüyanın devamı da var da o da başka zaman. 

Şimdi bu rüyayı niye gördüğümde hiç anlam verememiştim. Altınlarını paylaşan bir fakir , ve bu altınların insanlarla paylaşılmasını istemeyen gardiyanlar. Vay anasını ya… 

Neyse gel zaman git zaman, ara sıra hatırladığım ve hiç unutmadığım bir rüya haline gelmişti. Zenginliğimizi paylaşmamıza niye karşı çıkar ki gardiyanlar ?  Bunun yasak olması saçma değil mi ? 

Sonrasında ben Dünyayı tanıyınca ve kendimi tanıyınca fark ettim. Eskilerin “ bizim zamanımızda yokluk vardı ama dostluk vardı” sözünün başka bir yansımasıydı bu rüya. Yokluğumuzun oluşundan daha önemlisi dostluğumuz diyor büyükler o sözde. Şimdi paramız da var ama dostluk en önemlisi diyen değer farkınlığı arttırıcı bir söylem bu işte. 

Taman burdan yola çıkarak aslında para denen şeyin gelip gidebileceğini, asıl değerlerin aslında hep gözardı ettiklerimiz olduğunu anladım. Evet asıl zenginlik bu gezegende yaşamak, anı yaşamak insanları iyileştirmek…. 

Ve en önemlisi , ihtiyacın olan şeyin , ihtiyacın olduğu zamanda ve ihtiyacın olduğu şekilde karşına çıkmasıdır. Ahan da en büyük zenginlik budur arkadaşlar. Böyle yazınca pek kesmedi değil mi? Ama bir düşünün. 

Xyz adlı bir projeniz var ve bunun için internet sitesi açıp size markanızın reklamını yapabilecek biri lazım… Ah be birisi karşıma çıksa da şu konularda bana yardım etse diye her gün niyetinizi koydunuz.( ama “çıkmıyor işte olmuyor ben bi şey isteyince olmuyor” laflarıyla bindiğin dalı kesmeyeceksen formül geçerli. Çünkü bunları söyleyen hala düşüncenin ve sözün gücünü hafife alıyordur. Ve bu durumda zaten asıl zenginliğe hazır değilsindir. Bağımlılıklarından kurtulma niyeti etmeni önererek seni bi alt sınıfa alıyoruz) 

Ve tam ihtiyacınız olan zamanda ister bir proje olsun, anlık bir aksilik ve beklenmedik durum olsun, hızlı şekilde çözülmesi gereken bir konu olsun. Ve o konunun çözümü o aradığınız şey/konu/insan …. İhtiyacınız olan şeyin ihtiyacınız olduğu o anda karşınıza çıkması , size verilen asıl zenginliktir. Konu hayat yolunda , yolculuğun aksiliklerine rağmen, sakin ve huzurlu şekilde devam etmektir. Çünkü o anlarda , tepkinizi nasıl verirseniz, olaylarda ona dönüşür. Yani yolun nasıl olacağına aslında tahmin edemeyeceğiniz kadar siz karar veriyorsunuz. Ve bundan haberiniz olmalı. 

Geçen gün düşünüyorum ( ben de yapmıyor muyum zannediyorsunuz ? Buda ya da Monk değilim sonuçta:) ) Şu şarkı şöyle olmalı, ordan şu olcak , şu çok fena tutucak ve şöyle takipçilerim artıcak. Benim niye şu yok, niye bu kadar kazanmıyorum ? 

Ya Evrencan Allah’ın aşkına… Dedemin sözü “ yediğin önünde yemediğin arkanda” Hakikaten maddeselliğin içinde kayboluyoruz…. Maddesel kaygılarımda kaybolduğumu hissettiğimde, sahip olduğum çok daha değerli şeyleri ve Evrene hizmetkar olarak geldiğimi kendime hatırlatırım. Ve bu yol için için şükrederim. Gerçekten her şekilde özetle konu bende buna bağlanır ve maddesel arzularımın ne kadar maddesel olduğunu hatırlatırım. Sonra sakinleşirim. Zaten istediğim herşeye sahibim diye…. 

Ya akşam çorba da içerim, bilmem ne restoranında pahalı bir şey de olabilir, akşam kendime makarna da yapabilirim. Ya herşeye şükürler olsun! Çok şükür. Sabah uyanıyorum nefesim var , kalbim var, yaşıyorum ulen yaşıyorum…. Bunu hatırlatıyorum kendime. Kendime ne kadar zengin olduğumu hatırlatıyorum. Sahip olamadıklarımdan ziyade , Var olanları daha da farketmeye niyet ediyorum. Biliyor musunuz bunları çok erken yaşta fark edebildiğime ve bu yaşamımda böyle bir yol seçtiğime de şükrediyorum. Her şeye şükrediyorum. Çünkü şükretmenin Allah’ ı yoktur. Şükretmek anı yaşamanın kutlandığı , sevgi dolu bir andır. Dolup taşarsın ve bunu gezegenle, sevdiklerinle paylaşırsın. Bu anları , an ve an yaşadığına o kadar mutlu olsunsun ki , her saniye çiçek dolar. İşte hayatı kutladığımız o anlar zenginliğimizdir. İnsan yaşadığı kadar yaşar. Yaşı kadar değil.

Evet durum bu. Ben zenginliğin, herşeyin yolunda gitmesi, hayatın yolunda kalması olduğunu anladım. Birbirimizi ve kendimizi boşuna sıkıp yorduğumuz şeylerin, birbirimizle paylaştığımız güzelliklerin ve Bu Dünya ananın bize bahşettiklerinin ötesine geçemeyeceğini anladım. Sevgiyi ve güzelliklerin yayılması istemeyen çok insan var etrafta. Başamayacağınızı söyleyen hayallerini yok etmek isteyen, siz olmak isteyen, ya kendisi olmak isteyen çok insan var. Nasıl söyleyeceklerini bilemezler her zaman. Sizlere bazen kötü davranırlar. İşte zenginliklerinizi onlarla paylaşın. Çünkü onlar sizin gibi kalbindeki surların köşelerindeki altınları bulamamış olanlardır. Onlara yol gösterin. Ve yaptığınız ve yaydığınız her güzellik, size hayatınızı kolaylaştıran zenginlikler olarak geri dönsün. 

Sizi çok seven insanlarınız olsun. Gideceğiniz her yerde eviniz olsun. Her yerde çayınız olsun. Her yerde anneniz, babanız, kardeşleriniz olsun. Paradan bile daha zengin olun. Öyle zengin olun ki para sizin köleniz olsun 🙂 

AMİN 

Evrencan (MMP) 

Share:

Leave a Reply